Diamond Fansub
  • Ana Sayfa
  • Elmaslar
  • Başvuru
Giriş yap Kaydol
  • Ana Sayfa
  • Elmaslar
  • Gelişmiş Arama
  • Başvuru
  • Sosyal Medya
  • Discord
  • Sosyal Medya
  • Dıscord
Giriş yap Kaydol
Sonraki

Kuğu Mezarı - Bölüm 1

  1. Ev
  2. Elmaslar
  3. Kuğu Mezarı
  4. Bölüm 1
Sonraki

Ah, iblis aya dua etti.

Ondan kendisine de bir yoldaş bahşetmesini diledi.

Herkes onun bu dileğiyle alay etti,

ama ay iblise sırtını dönmedi.

Kızıl aydan bir kuğu indi,

ve iblis kuğuyu eş olarak yanına aldı.


Lohengrin malikânesinin genç hizmetçisi Anna adımlarını hızlandırdı. Siyah eteğinin ucu arkasında savruluyor, koridorda uzun bir iz bırakıyordu.

Zamanı çok azdı. Malikânenin efendisi, Marki Rothbart Lohengrin’i karşılamak için tüm hizmetkârlar dışarı çıkmıştı. Onu karşılaması gerekenlerden biri o olsa da, salonların bomboş kaldığı bu nadir anı boşa harcayamazdı. Karnı ağrıyormuş gibi yaparak gizlice ortadan sıvışmıştı.

Gideceği yer, malikânenin tam merkezindeki yasak bölgeden başkası değildi. On bir yıl önce vefat eden merhum Markiz’in odasıydı burası.

Anna aceleyle ilerlerken, Marki ve eşi hakkında duyduğu kırıntı bilgiler zihninde birbiri ardına belirdi.

Bir canavar olarak doğmuş, başkalarının üzerinde durmaya yazgılı Marki Lohengrin, öylesine korkulan biriydi ki, kendi babası bile onun karşısında titrerdi. Herkes ona yalnızca huşu ve korkuyla yaklaştığından, sevginin ne olduğunu bilmeden, tuhaf ve huysuz bir şekilde büyümüştü.

Derken bir gün, Marki’nin topraklarına yabancı bir kadın ansızın çıkageldi. O sırada malikâneyi yöneten babası, onu tesadüfen bulmuştu. Gidecek yeri olmayan bu kadına acıyarak onu malikâneye getirdi. Yabancıyla nasıl ilgileneceğini bilemeyince, onu yaşları birbirine yakın olan Rothbart’a emanet etti.

Sonrası hayret vericiydi. Yabancı kadın, herkesin aksine Rothbart’tan korkmuyordu. Ona açıkça karşılık veriyor, kaprisli davrandığında öfkeyle karşısına dikiliyordu. Başta bu tavır Rothbart’ı afallattı, ancak şaşkınlık kısa sürede meraka, tuhaflık ise eşsizliğe dönüştü. Rothbart’ın yavaş yavaş ona âşık olması kaçınılmazdı. Zamanla, onun yanında Markiz oldu.

Ne var ki insan bir şeyi ne kadar çok severse, onu o kadar çabuk kaybeder. Bir çocuk doğurduktan sonra bedeni zayıfladı ve sonunda hayata gözlerini yumdu. Zaten huysuz, insanları kendine yaklaştırmak istemeyen Marki, eşini kaybettikten sonra daha da içine kapandı; ona dair her şeyi mühürledi, Markiz’in odasını tamamen kilitledi.

Kendisi dışında kimsenin odaya girmesini yasakladı; hatta temizlik için bile bir hizmetçi değil, bizzat uşak görevlendirdi.

Ne baş hizmetçi, ne de Markiz’in oğlu, malikânenin tek varisi Svanhild, bu odaya girebilmişti.

Ama bu, Svanhild’in hiç girmediği anlamına gelmiyordu. Asi ve başına buyruk olan Svanhild, bir keresinde uşağın anahtarını çalmış ve kendine bir kopya yaptırmıştı. Zaman zaman gizlice odaya girer, sonra da içeride gördüklerini Anna’ya bir kahramanlık hikâyesi gibi anlatırdı.

İşte o anahtar şu an Anna’nın elindeydi. Önlüğünün cebine sakladığı anahtarı sıkıca kavradı. Soğuk metal avucuna bastırıyordu.

Mavi Sakal’ın odasına bakan kadınların kaderinde olduğu gibi, yasakları çiğnemenin bedeli her zaman korkunç olurdu. Ancak Anna’nın aradığı şey o yasak odanın içindeydi ve başka seçeneği yoktu.

Söylenenlere göre, Markiz’in öldüğü günden beri odaya dokunulmamıştı. Kıyafetleri, mücevherleri, değerli eşyaları…

Ve günlüğü.

Svanhild bir keresinde yazıların anlaşılmaz olduğundan şikâyet etmişti. Anna umut etmeye cüret etti. Belki de günlük, Markiz’in ana dili olan, yabancı bir dilde yazılmıştı. Eğer öyleyse…

Onu okuyup okuyamayacağı ya da günlüğün aradığı bilgiyi içerip içermediği kesin değildi.

Ama en ufak bir ihtimal bile varsa, Anna günlüğü kendi gözleriyle görmek zorundaydı.

Svanhild’in anahtarını çalmak için uzun zamandır fırsat kolluyordu. Ve bugün, o fırsat nihayet gelmişti. Bir daha ne zaman böyle bir şans yakalayacağını bilmiyordu. Tereddüt etmeden harekete geçti.

Ne pahasına olursa olsun, kendi dünyasına geri dönecekti. İşte bu yüzden, her şeyini riske atarak ‘Kuğu Mezarı’ denilen bu malikâneye gelmişti.


Mavi gölün kıyısına inşa edilmiş büyük beyaz malikâne, tuhaf bir ıssızlık yayıyordu. Ne boyaları dökülmüştü ne de çevresi harabeydi; ama yine de öyleydi. Bir korku romanından çıkmış gibi duran lakabı, ‘Kuğu Mezarı’, ona kusursuzca uyuyordu.

Bu lakap, kuğu avlamayı seven Lohengrin ailesinin bir atasından geliyordu. Bir zamanlar malikânenin çevresi kuğu cesetleriyle dolmuş, ad böylece yerleşmişti. Belki de adına yaraşır biçimde, son yıllarda mülk çevresinde yüzlerce kuğu gizemli bir şekilde ölü bulunmuştu.

Halk arasında, bunun malikânenin sahibinin bir iblis olmasından kaynaklandığı fısıldanır, kimse bir iblisin işine karışmanın hayır getirmeyeceğini söyleyerek konuyu hemen kapatırdı.

Uğursuz söylentilerle çevrili bu görkemli malikânenin önüne, siyah bir araba geldi.

Siyah perdelerle örtülü, abanoz renginde dört atlı araba, ölümü haber veren bir cenaze arabası gibi kasvet saçıyordu. Onu çeken gözleri bağlı siyah atlar ise bir iblisin aşina yaratıklarını andırıyordu.

Gökyüzünü deler gibi yükselen mızrak misali demir parmaklıklarla örülü demir kapılar, efendilerini karşılamak üzere açıldı.

Atlar sıcak nefesler püskürterek homurdandı, araba yavaşça durdu. Perdelerle örtülü loş iç kısımdan, heybetli bir siluet ağır ağır doğruldu.

Otuzlarının sonlarında bir adamdı. Gece göğü kadar siyah saçları, tek bir tel bile dağılmadan kusursuzca geriye taranmıştı.

Gençliğin tazeliği çoktan geçmişti, ama dünyanın ağırlığıyla körelmiş de değildi. Baştan ayağa kusursuz bir beyefendi görünümündeydi; tavırları zarif ve sakindi.

Ancak ezilmiş nar tanelerini andıran kızıl gözlerinin derinliklerinde, silinmeyen bir delilik kıvılcımı gizliydi.

Bu, lanetli bir günde doğmuş iblis, malikânenin efendisi Marki Rothbart Lohengrin’den başkası değildi.

“Efendim!”

Yaşlı uşak Barrett, Rothbart’ı karşılamak için öne çıktı. Onun arkasında, baş hizmetçi Madame Dova’nın öncülüğünde hizmetkârlar, bir geçit töreni gibi dizilmişti. Rothbart beklenenden erken geldiği için, selamlarının onu memnun edip etmeyeceğinden endişe duydukları belliydi.

Ne var ki, onu hoşnutsuz etmedikleri sürece bu karşılamanın Rothbart için pek bir anlamı yoktu. Şapkasını ve bastonunu Barrett’a uzatıp doğruca ana binaya yöneldi.

Belki eve dönmenin verdiği sevinçti, ama adımları kararlı ve durdurulamazdı. Hiç acele etmese de uzun bacakları onu hızla ileri taşıyor, yaşlı uşağın yetişmesini zorlaştırıyordu.

Neredeyse koşarak arkasından gelen Barrett, aceleyle konuştu: “Birkaç ay önce başkente bir telgraf göndermiştim… gördünüz mü?”

“Telgraf mı? Hayır.”

Rothbart, sadık uşağına tek bir bakış bile atmadan cevap verdi. Adımları ağır ve sarsılmazdı. Her adımda aralarındaki mesafe biraz daha açılıyor, onu takip etmek işkenceye dönüşüyordu.

Uşak, böyle bir anda efendisinin sözünü kesmenin kötü sonuçlar doğurabileceğini iyi biliyordu, ama bildirmesi gereken mesele de en az o kadar önemliydi.

“Şu meseleyle ilgili—”

“Önce eşimi göreyim.”

Rothbart sözünü sertçe kesti. Markiz’in on bir yıl önce vefat etmesinden bu yana, malikâneye her dönüşü aynı ritüelle başlardı: başka hiçbir şey yapmadan önce doğruca eşinin odasına gitmek.

Mülkten sık sık ayrılmak zorunda kalıyordu ve her gidişinde eşine karşı bir tür yoksunluk çekiyordu. Önce onun odasını ziyaret etmek, boğulmanın eşiğindeki akciğerlere hava çekmekten farksızdı; bir hayatta kalma ritüeliydi.

Durumu bu kadar vahimse, insan onun hatırası için bir yüzük ya da broş gibi bir şey taşımasının daha kolay olacağını düşünebilirdi. Ama Rothbart bunu bir kez bile yapmamıştı.

Sonraki

"Bölüm 1"bölümü için yorumlar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

You must Register or Login to post a comment.

  • Kullanım Politikası
  • Gizlilik Politikamız

Giriş yap

Google Hesabınla Giriş Yap

Şifrenizi mi kaybettiniz?

← Geri dön Diamond Fansub

Kaydol

Bu Siteye Kaydolun.

Google Hesabınla Giriş Yap

Giriş yap | Şifrenizi mi kaybettiniz?

← Geri dön Diamond Fansub

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin. E-posta yoluyla yeni bir şifre oluşturmak için bir bağlantı alacaksınız.

← Geri dön Diamond Fansub

Toplam 0
Küçük yaştaki izleyicilere dikkat

Kuğu Mezarı

çok genç okuyucular için uygun olmayabilecek temalar veya sahneler içerir, bu nedenle korunmaları engellenir.

18 Yaşından büyük müsün?