Diamond Fansub
  • Ana Sayfa
  • Elmaslar
  • Başvuru
Giriş yap Kaydol
  • Ana Sayfa
  • Elmaslar
  • Gelişmiş Arama
  • Başvuru
  • Sosyal Medya
  • Discord
  • Sosyal Medya
  • Dıscord
Giriş yap Kaydol
Önceki
Sonraki

Kuğu Mezarı - Bölüm 12

  1. Ev
  2. Elmaslar
  3. Kuğu Mezarı
  4. Bölüm 12
Önceki
Sonraki

Rothbart inkâr edebilirdi ama doğu kıtasından gelen kadınlara her zaman bir bakış fazla ayırırdı. Sanki yüzlerinden bir şey çekip çıkarmaya çalışıyormuş gibi.

Ve Marki’nin bu özel muamelesini fark eden yalnızca Rose değildi. Rothbart genellikle insanlara karşı kayıtsız ve sert olduğundan, o tek fazladan bakış fazlasıyla göze batıyordu. Pek çok doğulu hizmetçi, Markiz’in yerine geçme umuduyla haddini aşmaya kalkmış, sonunda da utanç içinde kapı dışarı edilmişti.

Rose bu sahnelere her tanık olduğunda, onları yerini bilmeyen aptallar diye küçümserdi. Ama içten içe, Rothbart’ın içlerinden birini seçebileceği düşüncesi onu kemirirdi.

Bu yüzden doğulu hizmetçileri ya da güzel hizmetçileri gördüğünde, öfkesini boşaltır gibi onlara eziyet ederdi. Rose’un zorbalığına dayanamayan hizmetçilerin hepsi üç ay dolmadan malikâneyi terk ederdi. Ancak o zaman Rose rahat bir nefes alabilirdi.

“Ama o sürtük…”

Rose’un aklına Anna geldi. Ne zehirli bir kızdı. Rose onu ne kadar ezip hor görse de, Anna yalnızca uzun ve gür kirpiklerini indirir, duymamış gibi yapardı. Sıkıntılıymış gibi davranır, utangaçlık numarası yapar, elinden gelen her kurnazlığı sergilerdi. Aylarca bu şekilde dayanmış ve sonunda, Rothbart geri dönmüş olmasına rağmen hâlâ malikânede kalmayı başarmıştı.

Ve birkaç gün önce, şafak vakti…

Koridorda ilerlerken Rose’un adımları aniden durdu. Rothbart’ın döndüğü günün şafağında gördükleri zihninde canlandı.

Marki, malikâneye varır varmaz doğruca Markiz’in odasına kapanmıştı. Bu olağandışı bir şey değildi ama Rose hiçbir zaman bundan huzur duyamazdı. Öfkesini boşaltmak için o doğulu hizmetçiyi aramaya çıkmıştı.

Ama hizmetçi ortalıkta yoktu. Açıklayamadığı bir huzursuzluk onu ele geçirmiş, Rose sabaha kadar uyumadan odasında volta atmıştı.

Tam o sırada, pencereden, hizmetçinin koridorda aceleyle yürüdüğünü görmüştü. Kapkara saçları ve egzotik yüz hatlarıyla, karanlıkta bile hemen fark ediliyordu.

Bütün gün ortalarda görünmemişti. Peki bu saatte nereye gidiyordu?

Rose’un bakışları onu takip etti. Gittiği yön, Markiz’in odasının bulunduğu taraftı.

Olamaz… Aklını tuhaf hayaller doldurdu. Ama hemen başını sallayıp korkularını silmeye çalıştı. Hayır. Bir şey olmuş olamazdı. O oda onun için ne kadar kutsaldı…

Kendini ikna etmeye çalışsa da, kalbindeki o canlı uğursuzluğu bir türlü söküp atamıyordu. Rose gerçeği öğrenmek istiyordu. O gün ne olduğunu sormak için Rothbart’a defalarca gitmeyi düşündü ama sonunda dilini tuttu.

Kişisel sorularla rahatsız edilmekten nefret ettiğini çok iyi biliyordu. Eğer ortada hiçbir şey yoksa, hizmetçinin adını onun dikkatine sunup başına iş açmak istemiyordu.

Bunun yerine hizmetçiyi sorgulamıştı. Ancak Svanhild’in araya girmesi yüzünden hiçbir bilgi alamamış, ardından Rothbart’a gittiğinde deneylerin askıya alındığını öğrenmişti.

Gün batarken, Rose koridorda tek başına duruyordu. Gölgelere bürünen yüzü karardı.

Şimdiye kadar, en azından Rothbart için işe yarar olduğunu düşünerek dayanmıştı. Ben diğer kadınlardan farklıyım. Efendim beni terk etmez…

Ama artık o özel konumdan düşmüştü. O sadece bir mürebbiyeydi. Kovulan doğulu hizmetçilerden hiçbir farkı yoktu. İstendiği anda bir kenara atılabilecek biriydi…

Bu düşünce tüylerini diken diken etti. Karanlıkta yüzü çarpıldı. Rose, zihninden yükselen düşünceleri eze eze uzun süre orada öylece durdu.


“Yakından bakınca gerçekten güzel. Küstah hâli bile insanın içini gıdıklıyor.”

Sehyun, uzaklaşan Rose’un arkasına bakarken yutkundu. Sürekli angarya iş yükleyen uşak yüzünden canı sıkkındı ama bunun Rose’la karşılaşmasına yol açacağını hiç düşünmemişti.

Sevgilisi Anna da güzeldi ama bu, ancak sıradan bir üniversite öğrencisi ölçüsündeydi. Onunla kıyaslandığında Rose, bir Hollywood oyuncusu ya da manken gibiydi.

Dışarıdan bakıldığında Sehyun çalışkan ve düzgün bir genç adam gibi görünüyordu ama gerçekte hiç de temiz sayılmazdı.

Oryantasyon günü, Anna’nın birinci sınıflar arasındaki en güzel kız olduğunu fark etmiş ve onu gözüne kestirmişti. Başkalarına sessizce baskı yaparak onu dışlamalarını sağlamıştı ama Anna bunu umursamamış, tek başına okula gidip gelmeye devam etmişti.

O inatçı kızın kendisine nasıl bağımlı hâle getirileceğini düşünürken, Anna’nın annesi vefat etmişti. Sehyun bu fırsatı kaçırmamıştı.

“Bir iki günlük çabayla onu elde edebileceksem, bu oldukça ucuz sayılırdı.”

Sonunda Sehyun, Anna’nın erkek arkadaşı oldu. Ama hepsi bu kadardı. Anna, kadın–erkek ilişkileri konusunda oldukça tutucuydu ve ona neredeyse hiç açık kapı bırakmıyordu. İzin verdiği en ileri nokta bir öpücüktü; o da Sehyun’un ısrarı yüzünden, yalnızca bir kez gerçekleşmişti.

Ama Sehyun sabırlıydı. Nasıl olsa alt dürtülerini tatmin edebileceği kadın sıkıntısı yoktu ve Anna’yı ele geçirmek onun için bir tür oyuna dönüşmüştü. Onu adım adım çözmeyi planlıyordu.

“Şimdi kendini zengin bir ailenin kıymetli kızı sanıyor ama beklesin bakalım. Sonunda bacağıma sarılıp, benden başka kimsesi olmadığını söyleyerek ağlayacak.”

Derken bir anda başka bir dünyaya sürüklenmişlerdi. Korkudan ona daha çok tutunacağını sanmıştı ama Anna tam tersine daha da temkinli hâle gelmişti.

Bu da Sehyun’u huzursuz etmişti.

Yabancı bir dışlanmış gibi muamele görmekten memnun değildi. Ne pahasına olursa olsun kendi dünyasına dönmek istiyordu ama bunun yolunu bilmediği için bu, uzak bir hayal olarak kalıyordu. Ve böylece Sehyun’un gözleri sağa sola kaymaya başladı.

Diğer hizmetçiler idare ederdi ama malikânedeki en çekici kadın tartışmasız Rose’du. Kendi dünyasına dönmeden önce onunla biraz eğlenmek fena olmazdı. Eğer bunu başarabilirse, bu dünyaya geldikten sonra yaşadığı aşağılanmalar ve zorluklar da yalnızca silik bir anı olarak kalabilirdi.

“Anna öğrenirse sorun olur ama…”

Ama bunu bilgi toplamak için yaptığını söyleyebilirdi. Kaçınılmazdı derdi. Anna nasıl olsa anlardı. Zaten aralarında öyle sıkı bir bağ da yoktu.

Üstelik malikânedeki herkes, Anna ile Sehyun’un kardeş olduğuna inanıyordu. Gizlice buluşup bilgi paylaştıklarında, kardeşlik bahanesi her şeyi kolayca örtüyordu. Ama sevgili oldukları bilinirse, bu kolayca şüpheli bir duruma dönüşebilirdi.

Yani Rose’a asılmasında hiçbir sakınca yoktu. Sehyun bu şekilde kendini ikna ederken sırıttı. Zihninde, Rose’la birbirine dolanmış, haz içinde kıvranan bedenlerini çoktan canlandırmıştı.

Önceki
Sonraki

"Bölüm 12"bölümü için yorumlar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

You must Register or Login to post a comment.

  • Kullanım Politikası
  • Gizlilik Politikamız

Giriş yap

Google Hesabınla Giriş Yap

Şifrenizi mi kaybettiniz?

← Geri dön Diamond Fansub

Kaydol

Bu Siteye Kaydolun.

Google Hesabınla Giriş Yap

Giriş yap | Şifrenizi mi kaybettiniz?

← Geri dön Diamond Fansub

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin. E-posta yoluyla yeni bir şifre oluşturmak için bir bağlantı alacaksınız.

← Geri dön Diamond Fansub

Toplam 0
Küçük yaştaki izleyicilere dikkat

Kuğu Mezarı

çok genç okuyucular için uygun olmayabilecek temalar veya sahneler içerir, bu nedenle korunmaları engellenir.

18 Yaşından büyük müsün?