Diamond Fansub
  • Ana Sayfa
  • Elmaslar
  • Başvuru
Giriş yap Kaydol
  • Ana Sayfa
  • Elmaslar
  • Gelişmiş Arama
  • Başvuru
  • Sosyal Medya
  • Discord
  • Sosyal Medya
  • Dıscord
Giriş yap Kaydol
Önceki
Sonraki

Kuğu Mezarı - Bölüm 20

  1. Ev
  2. Elmaslar
  3. Kuğu Mezarı
  4. Bölüm 20
Önceki
Sonraki

Bölüm 4 – Aşılan Sınır

Aynı odayı paylaştığı hizmetçiler gün boyu Rothbart’ın nasıl biri olduğunu sorup durdu. Anna için cevaplaması zor bir konuydu. Sadece tuhaf bir gülümsemeyle geçiştirip sözlerini yarım bıraktı.

Ama kimse bunu garip karşılamadı. Efendileri yakışıklı yüzüne rağmen kaprisleriyle ün salmıştı. Başlarını sallayıp bugün Anna’nın mutlaka çok zorlandığını, er ya da geç onun da söylenip şikâyet edeceğini söylediler.

Gürültülü sohbetten sonra gece ilerledikçe hizmetçiler teker teker uykuya daldı. Karanlıkta yalnızca Anna gözlerini kırpmadan yatıyordu. Bugün yaşadıklarının sarsıntısından mı bilinmez, bir türlü uyuyamıyordu.

“Yılda bir kez, üç ay üst üste gelip kızıl renkte parladığında… Bu malikânenin arkasındaki ormandaki göle gidersen, dolunay suya yansır. İşte orası bir kuğunun kendi dünyasına dönebileceği kapıdır.”

Bedelini ödetme bahanesiyle onu yanına çağıran Rothbart, koltuğa iyice yaslanıp cömertçe anlatmıştı. Söyledikleri bedeninin karşılığı olmaktan öte bir şey değildi ama kibirli tavrı Anna’nın aşağılanmışlık hissini ikiye katlıyordu. Yine de itiraz edemezdi. Tek kelimeyi bile kaçırmamak için başını derinlemesine eğmiş, duyduklarını defalarca zihninde tekrar etmişti.

Herkes uyuduktan sonra, gecenin ilerleyen saatlerinde Anna kalkıp yatağın ucundaki pencereye gitti. Rothbart’ın sözünü ettiği gölü, çok uzakta da olsa, seçebileceğini düşündü.

“Ama unutma. Şartlar yerine gelmedikçe kapı açılmaz.”

Kendi dünyasına dönmenin yolunu nihayet öğrenmişti ama Anna buna gönülden sevinemiyordu. Şartın bir çocuk doğurmak olması… hâlâ gerçek gibi gelmiyordu.

Üstelik Sehyun’a bunu nasıl anlatacağını da bilmiyordu. Aslında onu asıl zorlayan da buydu.

“Yoksa Marki’yle çoktan yaptın mı? Seni özel hizmetçisi yapmasının sebebi bu mu?”

Sehyun, Rothbart’ın kişisel hizmetçisi olduğunda bunu açıkça söylemişti. Eğer gerçekten onunla yattığını, hatta şimdi bir de çocuğunu doğurmak zorunda olduğunu öğrenirse, onu ne kadar daha sert yargılardı?

Bunun kendi dünyalarına dönmenin tek yolu olduğunu anlatmak bir işe yaramazdı. Alayla sırıtıp en başından beri haklı olduğunu söyleyecek, sonunda kendini ucuza satmakla suçlayacaktı. Duymadan bile duyabiliyordu bunu.

Sırf böyle sözler işitmek için Sehyun’a gerçeği söylemeli miydi?

Ve birlikte geri dönseler bile, geride kalan sorunlar vardı.

Zaten pek çok kişi, bölümlerinde popüler olan Sehyun’un Anna gibi biriyle neden birlikte olduğunu sorgulamıştı. Eğer aniden ayrılırlarsa ve ardından “Gizlice doğum yaptı” gibi söylentiler yayılırsa, bu tam bir felaket olurdu.

Sehyun’un da geri dönebilmek için bu dünyadan biriyle çocuk yapması gerekecekti ama Anna’dan farklı olarak onun aleyhine kullanılabilecek hiçbir şey yoktu. Bir kadının çocuk doğurmasıyla bir erkeğin baba olması aynı ağırlığı taşımıyordu…

Elbette Sehyun susabilirse hiçbirinin önemi kalmazdı. Ama son zamanlarda onunla yaşadıklarından sonra Anna bundan emin olamıyordu.

Annesinin hastalığı yüzünden derslerini ihmal etmiş, insanlarla mesafeli yaşamıştı hep. Söylentiler çıksa bile, kaybedecek pek bir şeyi olmayabilirdi. Yine de beklenmedik bir anda o dedikodular bir bıçak gibi saplanabilir, kritik bir anda ayağını kaydırabilirdi.

Anna başını salladı.

“Belki de fazla hassas davranıyorum.”

Henüz hiçbir şey kesin değildi.

Sehyun’a artık güvenmese bile, bu dünyaya birlikte düşmüş, aynı zorlukları paylaşmışlardı. Ansızın yabancı bir dünyaya atılmanın yalnızlığını gerçekten anlayabilecek tek kişiler birbirleriydi.

Anna, Sehyun’un kendi dünyalarına dönmeyi ne kadar istediğini de iyi biliyordu. Dönüş yolunu tek başına elinde tutmaya çalışmak ona belirsiz bir suçluluk hissettiriyordu.

Yine de Sehyun’a hemen anlatacak cesareti yoktu. Biraz daha kendini hazırlarsa, o zaman söylemenin sorun olmayacağını düşündü.

Düşününce, Sehyun’un dönüşü en azından onun dönüşünden sonra olmalıydı. Hamile kaldığında anlatabilirdi. Sonuçta yöntemi söylemekle görevini yerine getirmiş olacaktı.

Bu karara vararak Anna dizlerini göğsüne çekip sıkıca sarıldı. Ama kolları dolu olsa da içi bomboştu.


Sık karşılaşmalar zaman duygusunu yitirmesine neden oldu. Bilincin akışı, nihayetinde anların birikimiyle yönetiliyordu. Bu sözleri doğrularcasına, Anna Rothbart’a hızla alıştı.

Başlangıçtaki utanç ve aşağılanma tamamen silinmişti. Utanmaz olmuş değildi ama o duygu kısa sürede sönüp gidiyordu.

Rothbart onu sürekli yanında tutuyor, canı istediğinde eteğini kaldırmasını emrediyor, hatta iç çamaşırına bile gerek olmadığını söylüyordu.

Bugün de farklı değildi. Sabah hiçbir işaret yoktu, sessiz geçeceğini sanmıştı ama öğleden sonra güneş batmaya başlarken Rothbart onu aniden kendine çekti.

Masasının üzerine eğdi ve sertleşmiş aletini hiç vakit kaybetmeden içine bastı. Beline kadar sıyrılmış siyah etek altından, solgun kalçaları onun kalın gövdesini açgözlülükle yuttu.

“Ahh… acıyor…”

“Bu acı değil, tahrik. Yoksa aletimin etrafında akan içini nasıl açıklarsın?”

Yanlış değildi. Acıya rağmen, sırılsıklam olan içi Rothbart’ı sanki daha önce çalınmış bir şeyi geri alır gibi yutuyordu.

“Ahhhk, ah! Ah!”

Rothbart her itişinde masa sallanıyor, eşyalar dağılıyordu. Belli ki pahalı olan bir dolma kalem yere yuvarlandı ama Rothbart umursamadı, hızını daha da artırdı.

Anna’nın ince kollarını kıpırdayamaz hâlde tutup sadece kalçalarıyla içini talan etti, sonra yetinmeyip yuvarlak kalçasını kavrayarak sertçe salladı.

Anna’nın bedeni onun hareketleriyle savruluyor, bir kukla gibi hissediyordu kendini.

Bugün masa, dün pencere önünde. Bahçedekilerin görebileceği korkusuyla panikledi ama Rothbart yine de göğüslerini cama bastırdı.

Onu her yerde aldı. Sandalyelerde, halıların üzerinde, uzun koltuklarda…

Ama Markiz’in odasındaki o geceden sonra bir daha asla yatakta değil. Sanki orası Anna’ya yasaklıydı. Sanki Rothbart için yatak yalnızca meşru eşine aitti.

Anna katlandı. Gerçekte o sadece bir kuluçka, ya da onun şehvetini doldurduğu bir kaptı. Yatakta fısıldanan tatlı sözler onlara yakışmazdı, zaten beklemeye de değmezdi.

Bunun yerine, Rothbart’ın onu daha da acımasızca, bir yedek, bir alet gibi kullanmasını diliyordu.

Ten temasının kalbi sandığından daha fazla sarstığını fark etti. Başkasının bedeninden gelen haz. Arada hiçbir engel olmadan, gizlediği her yanını birine açmanın verdiği serbestlik… Bir kez o sınır aşıldığında, tutunacak bir şey kalmıyordu.

Rothbart’ın kalbini verdiği biri vardı, onun için belki önemsizdi. Ama Anna için durum farklıydı. Rothbart onun ilk erkeğiydi ve bildiği tek haz ondan geliyordu. Başkası olmadığı için, ona kolayca kapılıyordu.

“Haa… Ianna… Ianna!”

Özellikle Marki onu tutarken Markiz’in adını mırıldandığında, bunun haz mı yoksa kıskançlık mı olduğunu ayırt edemediği bir duygu kalbinin bir köşesini titretiyordu.

“Ah, ahngh, ahh!”

Sanki kendisine sesleniliyormuş yanılsamasıyla Anna’nın bedeni kasıldı. Bu iyi bir işaret değildi. Rothbart fark eder diye korkarak kalbini bastırmaya çalıştı.

Ama elbette Rothbart fark etmemiş olamazdı. Karısının adını her mırıldandığında Anna’nın içinin sıkıca kasıldığını anlayınca, itişlerini hızlandırırken karısının adını kulaklarına oyunbazca fısıldadı.

“Ahhhk, nnngh, b-boşalacağım, dur, ahh…!”

“Henüz boşalamazsın.”

Rothbart şeytani bir gülümsemeyle belini sol eliyle sıkıca kavradı. Sağ eli karnından aşağı kayıp tepeciğine indi. Usta parmakları, şişmiş tomurcuğunu ovdu.

“Yapma, ah, ahhhh!”

Hassas yerine gelen doğrudan uyarı Anna’nın bedenini kontrolsüzce büküp savurdu. Elektrik gibi bir haz tüm bedenine yayıldı, içi dalgalar hâlinde kasılıp gevşedi. Ağzı aralandı, dili anlamsızca dolaştı, kolları bacakları boşuna çırpındı.

Çok geçmeden onun aleti zonkladı ve içine patladı, rahmine çarptı. Menisi her zaman fazlaydı, taşacak kadar. Şeytan olmasından mı, yoksa doğuştan mı böyleydi bilinmez…

Tohumu dudaklarından aşağı damladı. Rothbart kıkırdadı, parmaklarıyla akanı toplayıp tekrar içine itti.

“Ağzın hayır diyor ama bedenin çok daha dürüst.”

Onunla yaşanan her sefer tek taraflıydı, sertti, düşüncesizdi. Anna’nın rızasını umursamaz, sadece bedenini zorla açardı. Aletinden içine dolan haz, acımasız ve durmaksızın, sanki onunla alay eder gibiydi.

Yine de Rothbart yalnızca şehvetini doyurmak ister gibi görünürken, Anna’yı kışkırtmayı, onu darmadağın etmeyi hiç ihmal etmiyordu. Sanki asıl amacı, saklamak istediği yanlarını ortaya dökmek, gururunu ve utancını tamamen soymaktı.

Ve bu hedefe adım adım yaklaşıyordu.

Önceki
Sonraki

"Bölüm 20"bölümü için yorumlar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

You must Register or Login to post a comment.

  • Kullanım Politikası
  • Gizlilik Politikamız

Giriş yap

Google Hesabınla Giriş Yap

Şifrenizi mi kaybettiniz?

← Geri dön Diamond Fansub

Kaydol

Bu Siteye Kaydolun.

Google Hesabınla Giriş Yap

Giriş yap | Şifrenizi mi kaybettiniz?

← Geri dön Diamond Fansub

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin. E-posta yoluyla yeni bir şifre oluşturmak için bir bağlantı alacaksınız.

← Geri dön Diamond Fansub

Toplam 0
Küçük yaştaki izleyicilere dikkat

Kuğu Mezarı

çok genç okuyucular için uygun olmayabilecek temalar veya sahneler içerir, bu nedenle korunmaları engellenir.

18 Yaşından büyük müsün?