Diamond Fansub
  • Ana Sayfa
  • Elmaslar
  • Başvuru
Giriş yap Kaydol
  • Ana Sayfa
  • Elmaslar
  • Gelişmiş Arama
  • Başvuru
  • Sosyal Medya
  • Discord
  • Sosyal Medya
  • Dıscord
Giriş yap Kaydol
Önceki
Sonraki

Kuğu Mezarı - Bölüm 30

  1. Ev
  2. Elmaslar
  3. Kuğu Mezarı
  4. Bölüm 30
Önceki
Sonraki

“Bilmiyorum. Ama iş bu noktaya geldikten sonra, suçu kime atacak? Bahane gibi duyulmadığı sürece kendini şanslı saymalı.”

“Bu çok ciddi. Markiz’in kişisel hizmetçisi olsa bile, haddini fazlasıyla aştı. Markiz’in tepkisine bakılırsa bunu görmezden gelmeyecek. Ya kapı dışarı edilir ya da…”

Hizmetçilerden biri cümlesini tamamlayamadı. Ama orada bulunan herkes, sessizlikte gizlenen o kelimeleri çok iyi anladı.

“Bir anda ne oldu da işler bu hâle geldi?”

Herkes Anna’nın düşüşünü bekliyordu. Uzaktan, bu fısıltıları izleyen Rose zaferle gülümsedi. Her şey tam da planladığı gibi ilerliyordu. Eğer Anna bu şekilde kovulursa, efendi yeniden kara büyü araştırmalarına yönelecekti. Kızıl, parlak dudakları pürüzsüz bir yay çizdi.


“Ne düşündüğünü sanıyordun? Ekselansları çok öfkeli.”

Uşak Barrett’ın uyarısıyla Anna, sonunda olması kaçınılmaz olanın geldiğini hissederek gözlerini kapadı. Böyle sonuçlanacağını beklememişti ama şaşırmamıştı da.

Bu, Svanhild’in amaçladığı şey miydi? Ona annesi olmasını istediğini söyleyip ardından Rothbart’ın gözünden düşmesini sağlamak. Anna acı bir kahkaha attı.

“Yine de, Markiz’e kendini iyi ifade edersen seni çok sert azarlamaz… Lütfen onun öfkesine dikkat et. Anlıyor musun?”

Uşak, Anna’nın yüzünü süzerek temkinle ekledi. Sadece bir hizmetçi için—üstelik Markiz’i kızdırmış bir hizmetçi için—fazlasıyla iyi bir muameleydi bu.

Uşakla birlikte Markiz’in odasına vardılar. Kapalı maun kapıya sertçe vurdu ve seslendi.

“Efendim, Barrett. İstediğiniz hizmetçiyi getirdim.”

“İçeri gönder.”

Rothbart’ın izniyle kapı açıldı. Sadece Anna içeri girebildi. Barrett, endişe ve kaygıyla dolu bir bakış attı.

Anna Rothbart’ın çalışma odasına adım attı. İlk kez girdiğindeki gibi, ezici bir baskı yeniden üzerine çöktü.

Rothbart, dışarı çıkarken giydiği hâliyle masasının arkasında, pencerenin yanında yarı dönük duruyordu. Eşikta tereddüt eden Anna’ya bakarken alaycı bir gülümseme takındı.

“Ben yokken kafana göre takıldın demek. Ne oldu? Kendini Markiz mi sandın?”

“…Böyle bir niyetim hiç olmadı. Özür dilerim.”

Anna hemen özür diledi. Svanhild’in, babasının çalışma odasını süslemek için çiçekleri koparmasını emrettiğini söylemedi. Ne olursa olsun, Svanhild Rothbart’ın öz oğluydu. Onu bahane etmek, sadece öfkesini körüklerdi.

“Çiçekleri bu kadar istiyorsan, dün buradayken söyleseydin. Ama ben arkamı döner dönmez gidip kesmek… Ne yapmayı düşünüyordun? Hm? Gözümden uzakta bir adama mı vermek istedin?”

“……”

“Doğu Kıtası’ndan olan o adam mı? Yoksa benim bilmediğim başka biri mi?”

Markiz’in iğneleyici sözleri karşısında Anna’nın başı daha da öne eğildi. Vereceği karar, bahanelerinden bağımsız olacaktı. Ne kadar çok açıklarsa, Rothbart sözlerini o kadar ustaca çekip çevirerek onu bataklığa sürüklerdi. Konuşma tarzını artık iyi biliyordu.

Anna susmayı seçti. Zaten bunun başına gelebileceğini bile bile çiçekleri kendi eliyle kesmişti.

Rothbart, sanki onu yutacakmış gibi bakan gözlerle Anna’yı süzdü ve sonunda, zor zapt edilen bir sesle haykırdı.

“O çiçekleri kesmeye nasıl cüret edersin… Getir onları buraya. Hemen!”

“……”

“Ne? Getiremiyor musun? Bulunca çiçekleri verdiğin adama zarar vereceğimden mi korkuyorsun?”

Markiz’in dudakları alaycı bir sırıtışla büküldü. Görünen dişleri ürkütücü bir parıltıyla ışıldıyordu. Gerçekten de öldürebilecekmiş gibi görünüyordu.

Bu noktada, Anna’nın gerçekten çiçekleri başka bir adama verdiğine inanıp inanmadığını ya da sadece onu aşağılamak için mi böyle konuştuğunu anlamak imkânsızdı.

İçinden bir iç çekişi bastırarak Anna yavaşça adım attı. Rothbart’ın çalışma odasına bağlı olan yatak odasına yöneldi.

Anna’nın neden oraya gittiğini anlamayan Rothbart kaşlarını kaldırdı. Beklemediği bir şey oluyordu. Dudaklarının kenarı gerildi.

Bir süre sonra Anna, elinde bir vazoyla yatak odasından çıktı. Vazonun içinde parlak kırmızı güller vardı. Rothbart, vazoyu göğsüne bastırmış hâlde duran Anna’ya inanamaz gözlerle baktı.

Anna ise gözlerini yere dikmişti, onun ifadesini fark etmedi. Başını eğerek bir kez daha af diledi.

“Özür dilerim. Bir daha asla olmayacak.”

Kendi suçu olmayan bir şeyle itham edildiğinde bile itiraz etmeden başını eğmek, bu dünyada alıştığı ilk şeylerden biriydi.

“…Dur.”

Rothbart yavaşça mırıldandı. Sesi garip bir tereddüt taşıyordu.

“Yani o çiçekler…”

“Siz çiçekleri seviyor gibiydiniz diye yatak odanızı süslemek istedim. Dün bana merhem bile vermiştiniz… Kesilmemeleri gerektiğini bilmiyordum. Bir dahaki sefere daha dikkatli olurum.”

“……”

Anna papağan gibi özürlerini tekrar ederken, Rothbart konuşacak söz bulamıyordu. Uzayan sessizlikte Anna sonunda bir tuhaflık hissetti ve çekinerek başını kaldırdı.

Karşılaştığı şey, demir maskeyi andıran yüzünde beliren bir karmaşaydı. Dünyayı hep bir adım mesafeden, rahatça izleyen o yüz, ilk kez böylesine sarsılmıştı. Bu beklenmedik tepki karşısında Anna yavaşça gözlerini kırpıştırdı.

Şaşkınlık Anna’ya da sıçradı. Bir hata mı yapmıştı? Farkında olmadan geri çekildi. Gerginlikten bacakları titredi, bedeni yana kaydı. Dengesini bulmaya çalışırken eli kaydı.

Çat!

Keskin bir kırılma sesi kulaklarını deldi. Vazo parçalara ayrıldı, güller yere savruldu. İnce halı suya bulandı.

Yapmıştı. Anna’nın yüzü bembeyaz kesildi. Islanan çiçekler acınası bir hâlde boyun büktü. Rothbart’ın değer verdiği çiçekleri kesmekle kalmamış, şimdi de yere saçmıştı. İstemeden de olsa, bu Rothbart’a meydan okuma gibi görünebilirdi.

Öfkesinden kaçınmak için, az da olsa, Anna aceleyle dizlerinin üzerine çöktü ve çiçekleri toplamaya çalıştı.

“Özür dilerim. Hemen temizlerim.”

Huş beyazı ince parmakları kırık parçalara değmeden önce, Rothbart ileri atılıp onu kollarına aldı.

“Kya!”

Parlatılmış ayakkabılarının altında, o kadar değer verdiği taç yapraklar ezildi. Anna’nın dalgın bakışları, omzunun üzerinden yerdeki harap çiçek kalıntılarına takıldı. Ne olduğunu anlayamıyordu.

Rothbart onu olduğu gibi taşıyarak yatak odasına götürdü ve yatağın üzerine bıraktı. Bu yatak, şimdiye dek dokunulmaz bir alandı. Şok olan Anna, yatağa değer değmez fırlamaya çalıştı ama Rothbart elini omzuna bastırarak onu tekrar oturttu.

Ardından Rothbart odadan çıktı. Tam kapanmayan kapı aralığından, uşağı çağıran ve bazı talimatlar veren sesini duydu.

Kısa süre sonra Rothbart geri döndü. Kapıyı kapattı ve Anna’ya bakarak orada durdu. Az önceki öfke yok olmuştu; yerine ne yapacağını bilemez bir ifade gelmişti. Kaşlarının arasındaki çizgi, önceki hâlinden tamamen farklı duygular barındırıyordu.

Rothbart’ın, içi kurumuş gibi çatlamış dudakları tekrar tekrar aralandı; diliyle onları ıslattı. Uzun bir sürenin ardından, kekeler gibi konuştu.

“Neden söylemedin? Eğer onları yatak odama koyduğunu söyleseydin…”

“Bu… önemli miydi?” Anna şaşkınlıkla sordu.

Sorun çiçekleri kesmek değil miydi? Başka bir adamla ilgili sözleri sadece alay mıydı? Düşünceleri karmakarışık oldu.

O anda Rothbart ileri yürüdü. Büyük eli Anna’nın çenesini kavrayıp yüzünü kaldırdı. Kızıl gözleri, tam açmış güller gibi parladı.

“Önemli.”

Önceki
Sonraki

"Bölüm 30"bölümü için yorumlar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

You must Register or Login to post a comment.

  • Kullanım Politikası
  • Gizlilik Politikamız

Giriş yap

Google Hesabınla Giriş Yap

Şifrenizi mi kaybettiniz?

← Geri dön Diamond Fansub

Kaydol

Bu Siteye Kaydolun.

Google Hesabınla Giriş Yap

Giriş yap | Şifrenizi mi kaybettiniz?

← Geri dön Diamond Fansub

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin. E-posta yoluyla yeni bir şifre oluşturmak için bir bağlantı alacaksınız.

← Geri dön Diamond Fansub

Toplam 0
Küçük yaştaki izleyicilere dikkat

Kuğu Mezarı

çok genç okuyucular için uygun olmayabilecek temalar veya sahneler içerir, bu nedenle korunmaları engellenir.

18 Yaşından büyük müsün?