Diamond Fansub
  • Ana Sayfa
  • Elmaslar
  • Başvuru
Giriş yap Kaydol
  • Ana Sayfa
  • Elmaslar
  • Gelişmiş Arama
  • Başvuru
  • Sosyal Medya
  • Discord
  • Sosyal Medya
  • Dıscord
Giriş yap Kaydol
Önceki
Sonraki

Kuğu Mezarı - Bölüm 45

  1. Ev
  2. Elmaslar
  3. Kuğu Mezarı
  4. Bölüm 45
Önceki
Sonraki

Bu dünyaya düşmesi en başından beri ani olmuştu. Ama yine de kovulur gibi geri dönmek istemiyordu. Gitmeden önce her şeyi kendi iradesiyle, kendi kararıyla sonuçlandırmak istiyordu.

Düşününce, hep ertelemişti. Sürekli hamile kalamaması yüzünden tek başına kaygılanmak yerine, en azından bir kez onunla konuşmalıydı. Metresi ya da karısı olması yönündeki tekliflerde de durum aynıydı. Anna yalnızca reddetmişti, başka hiçbir şey yapmamıştı.

Rothbart’a hiçbir şeyi doğru dürüst sormamış, her şeyi yalnızca tahmin etmişti. Ona söylediği dönüş yolunun doğru mu yanlış mı olduğu bile buna dahildi.

‘Böyle kaçmaya devam edersem, hiçbir şey çözüme kavuşmayacak.’

Rothbart’ın karşısında başı dik durabilmesi için, Sehyun’un kendi dünyalarına dönüş hakkında anlattığı yöntemin doğru olup olmadığını doğrulaması gerekiyordu.

Eğer o yöntem gerçekten doğruysa…

O zaman Rothbart’a neden yalan söylediğini soracaktı. Cevabını kabul edip ikna olduktan sonra, Sehyun’un verdiği kıyafetleri giyerek gelecek yıl Kızıl Ay Günü’nde ayrılması için hâlâ geç kalmış sayılmazdı.

Bu hâliyle kendi dünyasına dönse bile, bu dünyanın meseleleri içini kemirmeye devam edecekti. Kinleri ve yanlış anlamaları çözüp bir yıl sonra dönmek daha iyiydi. Kendi dünyasında onu bekleyen anne babası elbette bir iki yıl daha bekleyebilirdi.

Gerçekte Sehyun’un kıyafetlerini onunla paylaşmayı teklif edeceğini hiç beklememişti. Tıpkı Rothbart’ın verdiği yöntemi ona güvenmediği için söylememiş olması gibi, şimdi Anna’nın göğsünde hafif bir suçluluk hissi dolanıp duruyordu.

Sehyun’la buluşup ondan özür dilemesi gerektiğini düşündü. Bu ayrılıştan sonra, yeniden karşılaşmaları belki de bir yılı bulacaktı…

Birçok düşünce Anna’nın zihninde yükselip kayboldu. Bu sırada zaman akıp gitti.

Sık sık yürüdüğü bir yol olmasına rağmen, bugün özellikle uzun geliyordu. Koridoru geçtikten sonra Anna çevik adımlarla merdivenlerden indi. Merdivenlerin altına varıp sağa döndüğünde, malikânenin arka kapısına ulaşacaktı.

Ama son basamağa geldiği anda durmak zorunda kaldı.

“Biliyordum.”

Kasvetli bakışlara sahip bir çocuk, arka kapıyı kapatacak şekilde karşısında duruyordu. Bu, Svanhild’di. Karanlıkta Anna’ya dikilen kızıl gözleri mum alevi gibi yanıyordu. Yüzü ihanetle doluydu. Sessizce ağzını açtı.

“Beni yine terk mi edeceksin?”

Bu saatte Svanhild’in neden burada olduğunu bilmek mümkün değildi. Ama sözlerinden, onu bekliyor olduğu belliydi.

Malikâne sırlarla doluydu ama Lohengrin Hanesi’nin bu iki erkeğinin kalpleri, Anna için asla anlaşılır değildi.

Anna, onu yatıştırmak istercesine beceriksiz bir gülümseme takındı ve sesini alçalttı.

“…Ne diyorsun, genç efendi? Seni ne zaman terk ettim ki? Ben sadece… kısa bir süreliğine dışarı çıkıyorum, o kadar.”

“Dışarı çıkmak mı? Yalan. Sonsuza kadar gideceksin.”

Svanhild’in yüzü sertçe buruştu; Anna’nın yalan söylediğine tamamen inanmış gibiydi. Sözleri sertti ama ardındaki keder ve çaresizlik açıkça hissediliyordu.

‘Svanhild neden bana bu kadar tutunuyor… Babası gibi Markiz’e benzediğim için mi?’

Ama yalnızca bu değildi. İçinde saf ve açıklanamaz bir kör inanç vardı.

Svanhild alaycı bir ifadeyle Anna’yı tehdit etti.

“Burada avazım çıktığı kadar bağırırsam, sence ne olur?”

“Lütfen, genç efendi.”

Anna acil bir sesle yalvardı. Durumunu anlatmayı düşündü ama vakit yoktu. Her geçen saniye daha da huzursuzlanıyor, ayaklarını yerinde kıpırdatıyordu. Kendisine tanınan zaman çok azdı. Eğer Sehyun beklemekten sıkılıp ondan önce giderse…

Ama Svanhild’i nasıl ikna edeceğini bilmiyordu. En başta, neden yolunu kestiğini bile bilmiyordu.

En kötü ihtimalle onu itip kaçmalı mıydı? Ama bağırır ve insanlar gelirse… Rothbart ya da Odile’nin bu durumdan haberdar olmasının hiçbir iyi sonucu olmayacağı açıktı.

Anna çaresizlikle bocalarken, ona dik dik bakan Svanhild aniden konuştu.

“Git.”

Anna’nın gözleri büyüdü. Eğer bu kadar kolay çekilecektiyse, neden bu saate kadar arka kapıda durmuştu? Svanhild’in neden birden fikrini değiştirdiğini anlayamayan Anna, yalnızca gözlerini kırpabildi.

Az önce meydan okurcasına dik duran küçük omuzlar çöktü. Svanhild’in kızıl gözlerinde silik yaşlar birikti. Sözlerini tükürür gibi söyledi.

“Bu kadar gitmek istiyorsan, git.”

“Teşekkür ederim, genç efendi. Gerçekten geri döneceğim.”

“Yalan.”

Svanhild inatla inkâr etti. Sesi, Anna’nın asla geri dönmeyeceğinden eminmiş gibi zehir saçıyordu.

Ama tartışacak zaman yoktu. Fikrini değiştirmesinden korkan Anna, aceleyle yanından geçti.

“Gitsen bile bir anlamı olmayacak.”

Arkasından gelen Svanhild’in kısık sesi uğursuzdu. Sanki bir şey biliyormuş gibiydi… Ama düşünecek zaman yoktu; kararlaştırılan saat neredeyse gelmişti.

Arka kapıdan çıkan Anna, Svanhild’i ve malikâneyi ardında bırakıp koşmaya başladı. Kara bir karga gibi kararan tarlaların ötesinden, o kızıl bakış sırtına bir damga gibi yapıştı.

Farkında olmadan Anna arkasına baktı. Uzaktan Svanhild’in onu izlediğini gördü. Yüzünde nasıl bir ifade vardı seçemedi ama kımıldamıyordu. Anna gözden kaybolana kadar orada öylece durdu.

Tuhaf bir deja vu hissi Anna’yı vurdu. Gerçekten de Svanhild’i terk edip gidiyormuş gibiydi.

Bu saçmaydı. Geri dönüp dönmemesinden bağımsız olarak, Svanhild’le aralarında böyle bir “terk eden–terk edilen” ilişkisi yoktu. Doğru dürüst birkaç kelime bile konuşmamışlardı… Ama belki de bu, bir çocuğu yetimhaneye bırakırken anne babaların hissettiği şeydi. Keskin bir acı Anna’nın kalbine saplandı.

‘Bütün bunlar Svanhild’in bana körü körüne tutunmasından. İçime ektiği suçluluk sadece… Çünkü benden annesi olmamı istedi, ben de…’

Hepsini yutarak, nefesi kesilene kadar durmaksızın koştu. Önce Sehyun’la buluşması gerekiyordu. Svanhild’le arasındaki bağ daha sonra çözülebilirdi.

Kısa süre sonra Anna, Sehyun’la buluşacakları karanfil ağacına ulaştı. Doğal olarak onu karşılamasını bekliyordu ama ağacın yakınında kimse yoktu.

“Sehyun abi?”

Panikle etrafına bakındı. Belki meraklı gözlerden saklanıyordu. Ama Anna ne kadar seslense de Sehyun ortaya çıkmadı.

Böylece Anna, karanfil ağacının altında tek başına kaldı. Bakışları boşlukta dağılıyordu; tutunacak hiçbir yer yoktu.


Hava kararır kararmaz malikâneden çıkan Sehyun, Anna’nın hizmetçi kıyafetini giymiş hâlde sakladığı kıyafetlerin bulunduğu yere yöneldi. Görünüşü gülünçtü ama gecenin karanlığında solgun, çıplak bedenini sergilemekten iyiydi. Sehyun için üzerinde herhangi bir şey olması bile bir nimetti.

Sehyun’un kıyafetlerini sakladığı yer, ahırlardan biraz uzaktaydı. Bir gün atları gezdirirken bir ağacın kovuğunu fark etmişti. Kolay fark edilmediği için burayı mükemmel bir saklama yeri sanmıştı.

Köyde Anna’nın kıyafetleri iyi bir fiyata satıldığı için, Sehyun diğer ahır işçilerinin onun eşyalarına göz dikebileceğini düşünmüş ve bu yüzden saklamıştı. Şimdi bu, talih kuşu gibi geliyordu.

‘Anna iç çamaşırlarını bile kaybettiğini söyledi… İnsan iç çamaşırlarını nasıl kaybeder ki? Dikkatsiz kız.’

Sehyun hafifçe dilini şaklattı. Anna’nın hâline acısa da, kendi giysilerini kaybetmesi onun hatasıydı.

‘Zaten iç çamaşırları kalsa bile, yalnızca onlarla kendi dünyaya dönmek mümkün mü, kim bilir. Kıyafetlerini sattığı anda, onun geri dönemeyeceği kaderi çoktan mühürlenmişti.’

Önceki
Sonraki

"Bölüm 45"bölümü için yorumlar

YORUMLAR

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

You must Register or Login to post a comment.

  • Kullanım Politikası
  • Gizlilik Politikamız

Giriş yap

Google Hesabınla Giriş Yap

Şifrenizi mi kaybettiniz?

← Geri dön Diamond Fansub

Kaydol

Bu Siteye Kaydolun.

Google Hesabınla Giriş Yap

Giriş yap | Şifrenizi mi kaybettiniz?

← Geri dön Diamond Fansub

Şifrenizi mi kaybettiniz?

Lütfen kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin. E-posta yoluyla yeni bir şifre oluşturmak için bir bağlantı alacaksınız.

← Geri dön Diamond Fansub

Toplam 0
Küçük yaştaki izleyicilere dikkat

Kuğu Mezarı

çok genç okuyucular için uygun olmayabilecek temalar veya sahneler içerir, bu nedenle korunmaları engellenir.

18 Yaşından büyük müsün?