Kuğu Mezarı - Bölüm 7
Ertesi gün her zamanki gibi başladı. Aynı odayı paylaşan hizmetçiler, üstlerini değiştirirken Anna’ya dün gün boyu nereye kaybolduğunu sordular.
“Anna, dün yaşadığın mide ağrısı geçti mi?”
“Mm.”
Düşününce, dün verdiği bahane buydu. Anna, umursamaz görünmeye çalışarak tuhaf bir gülümseme takındı. Neyse ki hizmetçiler onu fazla sıkıştırmadı. Yan yatakta yatan Susan, o yokken neler olduğunu anlattı.
“Tüm gün ortalarda yoktun, endişelendim. Hele efendi aniden dönünce herkes diken üstündeydi.”
Sol bacağına çorabını çeken Jo omuz silkip ekledi: “Dün Madam Dova ile Bayan Schwartz arasında yaşanan tartışmayı görmeliydin. Efendi Bayan Schwartz’ı görmezden gelince ortalığı ayağa kaldırdı, Madam Dova da sinirini bizden çıkardı.”
Baş Hizmetçi Madam Dova ile mürebbiye Rose Schwartz arasındaki çekişme yeni değildi. Madam Dova, malikânedeki en eski hizmetçiydi; başkahya Barrett’ın kız kardeşiydi ve hanımefendi olmadığı on bir yıl boyunca Lohengrin Hanesi’ni yönetmişti.
Rose Schwartz ise beş yıl önce, Svanhild’i eğitmesi için bizzat Marki tarafından işe alınmıştı. Marki’nin varisinin eğitimiyle ilgilenmesi doğal sayılırdı ama tuttuğu kişinin genç ve güzel bir kadın olması, niyetinin yalnızca eğitim olmadığına dair dedikoduları da beraberinde getiriyordu.
Üstelik kimse Marki’nin başkahyaya ne söylediğini bilmese de, Barrett sık sık Rose’un her istediğini yerine getirmeye çalışıyordu. Birçok kişi onun bir sonraki Markiz olacağını fısıldıyordu. Buna rağmen Marki’nin Rose’a karşı tutumu son derece soğuktu.
Yine de, efendinin tavrını örnek alıp ona kaba davranamazlardı. Zira Marki malikânede kaldığı gecelerde Rose’un odasından çıktığını görenler olduğuna dair söylentiler hiç eksik olmuyordu.
Nadiren de olsa Marki, Rose’u başkente ayrı ayrı çağırırdı. Onun akademik merakını takdir ettiği ve başkentteki ilmî toplantılara davet ettiği söylenirdi; ancak bu davranışlar Marki’nin alışıldık tavrına pek uymazdı.
Bu yüzden Rose, Kuğu Mezarı’nda ne sadece bir mürebbiye ne de tam anlamıyla bir metres sayılırdı; belirsiz bir konumdaydı.
Madam Dova, Rose’dan nefret ediyordu. Merhum Markiz’in sadık hizmetçisi olarak, Rose’u hanımefendisinin yerini çalmaya çalışan bir diken gibi görüyordu. Ya da belki bu, malikâne içindeki basit bir güç mücadelesiydi.
Kesin olan tek şey şuydu: Hizmetçiler için bu iki kadının da varlığı pek hoş değildi.
“Bayan Schwartz, efendi için özel olduğunu sanıyor. Ama ne olursa olsun, efendi hep ‘o odaya’ gider. Onun için hiçbir anlamı yok.”
“Aynen öyle. Efendi hiçbir kadına dönüp bakmazken, Madam Dova ile Bayan Schwartz’ın kıyafetlerimizin mütevazı görünüp görünmediğiyle bu kadar uğraşmasını hiç anlayamıyorum.”
Birkaç gün önce iç çamaşırına süslü dantel diktiği için Madam Dova’dan “Kimi baştan çıkarmaya çalışıyorsun?” diye azar işiten Betty, sinirle homurdandı.
Hizmetçi üniformaları neredeyse yas kıyafetleri gibiydi; süsleyebilecekleri tek şey iç çamaşırlarıydı. Bu yüzden vakit buldukça dantel dikerlerdi. Madam Dova normalde bunu görmezden gelirdi ama Marki’nin dönüşü yaklaştığında her şey değişirdi.
Rose da aynı derecede huysuzlaşırdı.
“Dikkatli ol, Anna. Dün Bayan Schwartz seni sordu. Ben bir bahane uydurdum ama pek ikna olmuş gibi görünmüyordu. Bugün onunla karşılaşırsan başın derde girebilir.”
Jo’nun uyarısıyla Anna’nın kalbi sıkıştı. Rose’un dün Marki’yle yaşananları bilmesinden korkuyordu.
Tırnaklarını kesen Betty, Rose’u küçümseyerek güldü. “Kim bilir. Muhtemelen efendinin peşinde dolanmaktan Anna’yla uğraşacak vakti olmaz.”
“Efendi onu yine görmezden gelirse, hıncını senden iki kat çıkarabilir.”
Rose, Anna’yı gördüğü her fırsatta didikler, durmadan dırdır ederdi. Anna’nın görev yeri Svanhild’in odası olduğu için sık sık karşılaşırlardı ama bir mürebbiyenin bu kadar karışması açıkça haddini aşmaktı. Hatta bir keresinde baş hizmetçi Madam Dova bile Rose’u bu yüzden azarlamıştı.
Susan homurdanarak, “O kadın özellikle Anna’ya eziyet etmeyi seviyor,” dedi.
“Doğu kıtasından gelen herkese bulaşıyor. Susan, sen buraya geleli daha bir yıl oldu, bilmiyorsun; burada çalışan doğu kıtası kökenli her hizmetçi Bayan Schwartz yüzünden kovuldu.”
“Doğu kıtasına ne garezi var anlamıyorum.”
“Çünkü Markiz doğu kıtasındandı.”
“Ne, kıskançlık mı? Kendini Markiz’le mi kıyaslıyor gerçekten?”
Hizmetçiler Rose hakkında dedikodu yaparak kıkırdadılar; sohbet yavaş yavaş Rothbart’a kaydı.
“Gerçi Bayan Schwartz’ın efendiye tutulmasına şaşmamak lazım. Dürüst olmak gerekirse… gerçekten yakışıklı.”
“Buna katılıyorum. Onun hakkında iblis söylentilerinin çıkmasının bir sebebi var. O yüzle nasıl çıkmasın? Marki kadınları uzak tutmasaydı, buralardaki tüm genç kızlar çoktan yoldan çıkmış olurdu.”
“Doğrusu, insan o yüzü hayatta bir kez görmeye değer… Düşününce, Anna, sen dün Marki’yi görmedin, değil mi?”
“…Evet.”
Anna bir an gecikerek cevap verdi. Gizlemeye çalıştığı önceki gecenin anıları zihnine hücum etti.
Geceyi onun altında geçirmiş olmasına rağmen, Anna Marki’nin o sözde yakışıklı yüzünü hiç görmemişti.
Rothbart’tan hatırladığı şeyler; bileğini kavrayıp ezici bir güçle sürükleyen elleri, onu aşağılayan acımasız sözleri, ağzını istila eden diliydi. Yüzünü görmeden önce, kendisini onun altında kıvranırken, içten içe parçalanırken hatırlıyordu; boğazına bir mide bulantısı yükseldi.
Anna’nın hâlinden habersiz olan Betty devam etti: “Yazık. Bu malikânede garip bir şekilde portre yok. Ben Marki’nin yüzünü ilk gördüğümde şok olmuştum. Gözlerimi alamayıp geriye sendelemiştim. Sen nasıl tepki vereceksin merak ediyorum, Anna.”
“O her zaman sakin. Aptal gibi tepki veren tek kişi sensin, Betty.”
“Of, ne kadar kabasın! Jo, korkuluğu bez yerine önlüğünle silen sendin!”
Betty ile Jo, karşılıklı atışarak tartıştı. Ardından ikisi de uzun bir iç çekti.
“Ne dersek diyelim, Bayan Schwartz’ın güzelliği inkâr edilemez. Efendi, böyle bir güzelliğe bile taşa bakar gibi bakıyor. Sence bizim gibilerin gözüne bakar mı? Arada bir uzaktan yüzünü seyretmekten başka yapacak bir şeyimiz yok.”
Betty ile Jo konuşurken, Susan Anna’nın solgun yüzünü fark etti. Endişeyle bakarak, “Anna, hâlâ iyi görünmüyorsun. Madam Dova’ya söyle, bu sabah dinlenmen gerek,” dedi.
“Ama…”
“Susan haklı. İşlerinden endişe ediyorsan, ben senin yerine yaparım. Bu kattaki batı koridoru ve merdivenler, değil mi? Geçen sefer ateşim çıktığında sen benim yerime bakmıştın. Borcumu ödüyorum say.”
Betty söze girdi. Üçü, Anna gelmeden çok önce de aynı odayı paylaşıyordu; Anna sessiz ve içine kapanık olsa da ona kol kanat gererlerdi.
Dışarıdan belli etmese de Anna gerçekten çok kötü durumdaydı. Güneş tamamen doğmadan malikânenin temizliğini bitirmesi gerekiyordu ama bu hâliyle yapamazdı. Minnettarlıkla Betty’nin teklifini kabul etti.
“Teşekkür ederim.”
“Lafı bile olmaz. Birbirimize yardım ederiz.”
“Ben de yardım ederim, ikimiz olunca çabucak biter. Merak etme,” diye ekledi Jo.
Normalde mutfaktan sorumlu olan Susan da başını sallayıp Anna’yı tekrar yatağa itti. Karşı koyamadan başının arkası yastığa çarptı.
“Şimdilik dinlen. Kahvaltını sonra getiririz.”
Bunun üzerine Susan, Betty ve Jo odadan sessizce çıktılar. Anna, böyle yol arkadaşlarına sahip olduğu için içten içe şükretti.